Kanserde Tedavi & Beslenme Önerileri

KANSERDE BESLENME

Kanser; teşhis aşamasından tedavi sürecine bireyin aile yaşamını ve bireyin genel görünümü dahil her şeyi yakından etkiler. Kişi; kanserin ne olduğunu, tedavi yöntemlerini ve kanserle ilgili birçok şeyi öğrenmeye çalışırken, hastalığına bağlı olarak nasıl beslenmesi gerektiği konusunda çok fazla düşünmez.

Ancak kanser tedavisi sırasındaki beslenme şekliniz, hayatınızın diğer dönemlerindeki beslenme alışkanlıklarınızdan çok daha önemlidir. Tedaviniz sırasında ve sonrasında yeterli ve dengeli beslenmeniz;

  • Kendinizi daha iyi hissetmenize
  • Güçlü ve enerjik olmanıza
  • Kilonuzu ve vücudunuzda depo edilmiş besin öğelerini korumanıza
  • Tedaviye bağlı oluşan komplikasyonları tolere edebilmenize
  • İnfeksiyon riskinizin azalmasına
  • İyileşme sürecinizin hızlanmasına yardımcı olur.

 

Araştırmalar kanser tedavisi sırasında iyi beslenen bireylerin, kansere yönelik uygulanan kemoterapi, radyoterapi, ameliyatlar ve biyolojik tedavi yöntemlerine bağlı gelişen birtakım yan etkilere karşı daha dayanıklı olduğunu göstermiştir. Tedavi sırasında iyi beslenen bireyler, daha yüksek doz ilaçlara bile dayanıklılık gösterebilirler.

Fakat Kanserli Hastalar İçin Sabit Bir Beslenme Programı YokturBeslenme programı ya da başka bir değişle uygun besinler seçerek yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması herkeste farklılık gösterir. Özellikle kanser hastalarında beslenme, uygulanan tedavilere bağlı olarak meydana gelen yan etkilerin türüne ve şiddetine göre değişiklik gösterir. Örnek olarak tedaviye bağlı gelişebilecek yutma güçlüğüne bağlı olarak besleyici değeri yüksek sıvı gıdalar tavsiye edilir.

Ayrıca Beslenme programı, yan etkilere bağlı olarak değişiklik gösterdiği gibi, kanserin türüne bağlı olarak da değişiklik gösterir. 

Tedaviden Önce Nasıl Beslenilmeli?

Tedavi öncesi beslenmede başlıca amaç tedavinin gösterebileceği en olumlu etkiyi gösterebilmesi için güçlü kalmaya çalışmaktır. Kanser tedavisinin her aşamasında olduğu gibi bu aşamada da standart bir beslenme şekli yoktur. Ancak bu dönemde asıl üzerinde durulması gereken kişinin kilo durumu ve uygulanacak olan tedavinin şeklidir. Her ne olursa olsun kişinin ideal kilosunu koruması, tedavinin etkinliği açısından oldukça önemlidir. Zayıf olan bireylerin, tedaviye başlamadan ideal kilolarına ulaşmaları hedeflenmelidir. Kemoterapi ve radyoterapi gibi tedavi yöntemleri,beslenmeyi olumsuz yönde etkileyebilecek birtakım yan etkilere neden olabilmektedirler. Bu nedenle henüz tedavi başlamamışken bireylerin kilo alarak ideal kilolarına ulaşmaları büyük önem taşır.

Obez veya şişman bireylerde de zayıflatmak ve kilo kaybı ilk başta hedef değildir. Kişi uygun beden kütle indeksi hesaplandıktan sonra belirli günlük enerjiye göre beslenme planı uygulanır. Birey tüm bu durumlar kapsamında mutlaka diyetisyen gözetiminde beslenmesine devam etmelidir.

“Kanser hastaları nasıl beslenmeli?”

Kanser hastalarında çok büyük önem taşıyan beslenmede önemli olan, tedavinin yarattığı yan etkilere bağlı olarak bireyin yeterli ve dengeli beslenmesini sürdürmesidir. Klasik kanser beslenmesine genel hatlarıyla bakacak olursak:

  • Günde en az 5 porsiyon değişik renkte sebze ve meyve tüketin
  • İşlenmiş tahıl ürünleri yerine, tam tahıl ürünlerini (kepekli) tercih edin
  • Özellikle işlenmiş ve yağlı et tüketimini azaltın
  • Protein tüketiminizi artırın
  • Kemoterapinin zararlı etkilerini minimize etmek için özellikle tedavi sırasında en az 2 litre su için
  • Besleyici değeri olmayan yüksek şeker ve yağ içeren yiyeceklerden uzak durun

 

Proteinler:

 

Proteinler büyüme, gelişme, hücre yenilenmesi ve sağlıklı bağışıklık sisteminin sürdürülmesi için önde gelen besin öğesidir. Proteinler hücre yenilenmesinde, hormon ve enzim üretilmesinde görev alırlar. Yetersiz protein alındığı durumlarda, iyileşme süreci uzamakta ve infeksiyonlara karşı vücudun direnci düşmektedir. Ameliyatlar, kemoterapi ve radyoterapi gibi işlemler nedeniyle zarar gören hücreleri iyileştirmek ve infeksiyondan korunmak adına kanserli hastaların proteine olan ihtiyaçları sağlıklı bir bireye göre daha fazladır.

 

 

Yüksek miktarda hayvansal protein alımı kanser ile ilişkilendirilmektedir. Bunun nedenlerinden birisi yüksek miktarda hayvansal protein alındığında doymuş yağ tüketiminde de artış olmasındandır. Yapılan çalışmalarda doymuş yağ tüketimi ile meme, prostat, rahim, kolorektal, pankreas ve böbrek kanserleri kanser arasında ilişki olduğu bulunmuştur. Ancak yine de bu kanserlerin proteinle mi ya da doymuş yağ alımı ile bağıntılı olduğu tam olarak açıklanamamaktadır.

 

Yağ içeriği yüksek et ve işlenmiş et tüketimi yerine alternatif protein kaynakları olan balık, etin yağsız kısımları, chia,maca ,hemp, amaranth gibi protein kalitesi ve içeriği oldukça yüksek superfood lar tercih edilebilir. Nitrat, nitrit gibi katkı maddeleri içeren ürünlerden ( sucuk, sosis, salam vb.) uzak durulmalıdır.

 

Karbonhidratlar

Yiyeceklerde yapısında bulunan karbonhidratların başlıca görevi vücuda enerji sağlamaktır. Vücut fonksiyon gösterebilmesi için gereksinim duyduğu kalorinin %50-60’ını karbonhidratlardan sağlamaktadır.

Basit karbonhidratlar sınıflandırmasında yer alan şeker ve şeker içeren gıdalar gerek yüksek kalori içermesi, gerekse insülin direncine neden olmasından dolayı kanser hastaları dahil bütün bireylerin tüketimini sınırlandırması gereken bir besindir.

Yağlar

Yağlar, kanserli hastaların dikkatli tüketmesi gereken besin öğelerinden biridir. Unutmayın katı yağlar da sıvı yağlar da eşit kaloriye sahiptir. Ancak katı yağların (tereyağı, kuyruk yağ vs.) doymuş yağ içeriği yüksektir ve kolesterolün yükselmesine neden olurlar. Sıvı yağlar, kolesterol içermediği gibi, doymamış yağlardan da zengin oldukları için kolesterolü düşürücü etki gösterirler. Yağlar, karbonhidrat ve proteinlerin verdiği kalorinin iki katından fazla kalori içerdikleri için, vücuda yüksek oranda enerji sağlayarak kilo alımına neden olabilirler. Bu nedenle günlük beslenmede yüksek yağ içeren yiyeceklerden uzak durmak sağlık açısından önemlidir. Hindistan cevizi yağı, amaranth yağı, zeytin yağı gibi çoklu doymamış yağ asitlerinden zengin yağlara beslenmede daha sık yer verilmelidir.

Vitaminler/Mineraller

Kanser tedavisi sırasında her zaman yeterli ve dengeli beslenmek mümkün olmayabilir. Bu gibi dönemlerde hekim veya diyetisyen önerileri doğrultusunda mutlaka destek alınmalıdır.

Su

Kanser tedavisine bağlı olarak gelişebilecek kusma ve ishal şikâyetleri vücudunuzdan ekstra su kaybetmenize neden olur. Bu nedenle günde içilen 8-10 bardak su sizin dehidrate (su kaybı) olmanızı önler. Ayrıca kemoterapötik ilaçların vücut için zararlı etkisini en aza indirmek için kemoterapi sırasında su içmeniz oldukça önemlidir. Su içmek vücudunuzda görevini yerine getirmiş olan kemoterapi ilaçlarının size zarar vermeden atılmasını sağlar.

 

Kanser Tedavileri ve Beslenme  

Ameliyat

Birçok insan ameliyat sonrasında ağrı ve halsizlik yaşadığı için, gereksinimi olan besin öğelerini karşılayamayabilir. Ağız, yemek borusu, mide, ince ve kalın barsak gibi birtakım organların herhangi bir bölümü, cerrahi işlemle alındığı takdirde, vücudun gereksinim duyduğu besin öğelerini kullanma yeteneğinde değişiklikler olabilir.  Ameliyattan önce, kırmızı kan hücrelerini etkileyen, kanı incelten veya pıhtı oluşumunu sağlayan (B6, folik asit, B12, E vitamini, K vitamini, omega-3, sarımsak, zencefil) herhangi bir vitamin desteği alınıyorsa bunlara ara vermek önerilmektedir.

 

Ameliyat sonrası beslenme düzeni üç basamaklı planlanmalıdır;

 

Birinci basamak;

Sindirimi kolay sıvı gıdalar tercih edilmelidir. Bulantı, kusma veya ishal durumu varsa sıvı gıdaları katı gıdalara göre daha iyi tolore edebilirsiniz. Birinci basamaktaki sıvı gıdalar, ameliyat sonrası barsakları çok yormayan ve günlük yaklaşık 500 kaloriden oluşan bir beslenme düzeninden meydana gelir. Bu basamakta su, limonata, açık çay, meyve suları (süzülmüş), süzülmüş sebze çorbaları gibi besinler bulunur. Bu düzen uzun süre gerekli besin gereksinimini karşılayamadığından, aksi belirtilmedikçe ameliyattan sonraki ikinci günde ikinci basamağa geçilebilir.

İkinci basamak ;

Birinci basamakta bulunan besinlere ilave olarak, pirinç pilavı, her türlü meyve suyu, muhallebi, beyaz ekmek, ızgara et, tavuk, balık, süt gibi besinler yer alır. Kolay sindirilemediği için bulgur pilavı, kurubaklagiller, kepekli ekmek gibi posalı gıdaların yanında, gaz yapan karnabahar, lahana gibi sebzeler tüketilmemelidir.

Üçüncü basamak ; kişi artık  normal beslenme düzenine geçebilir.

 

Radyoterapi ve Kemoterapi

Baş ve boyun bölgelerine uygulanan radyoterapi ağızda kızarıklık ve iritasyona, ağız kuruluğuna, çiğneme güçlüğüne, tat duyusunda kayıplara, bulantı ve kusmaya neden olabilir. Göğüs bölgesine uygulanan radyoterapi yutma güçlüğüne yol açabilir. Eğer mide veya karın bölgesine radyasyon tedavisi alıyorsanız bulantı, kusma veya ishal gibi sorunlar yaşayabilirsiniz. Bu durum kişinin eksik beslenmesine veya dönemsel ani kilo kayıplarına sebep olabilir.

Kemoterapiye bağlı olarak genellikle iştah kaybı, tat ve koku duyularında değişiklikler, ağız içi yaralar, bulantı, kusma, kabızlık, ishal, halsizlik, beyaz kürenin düşmesi (beyaz kürenin düşmesiyle infeksiyon riski artar) ve kiloda değişiklikler (kazanım ya da kayıp) gibi birtakım yan etkiler meydana gelir. Bu gibi yan etkiler kişinin optimum beslenmesini olumsuz yönde etkileyerek gücünün ve bağışıklık seviyesinin düşmesine neden olabilir.

 

Kanserde Kilo Kontrolünün Önemi

 

Kanserli kişilerin,  sağlık personelince aksi belirtilmediği takdirde kilolarını korumaları gerekir. Kanser ve tedavisi kilo kazanımı, kilo kaybı ve malnütrisyona (kötü beslenme) neden olabilir. Birçok kişi, daha tanı konduğu anda iştah kaybı yaşarken, kansere yönelik uygulanan tedaviler de iştahınızı olumsuz etkileyebilir.

 

Kilo Kaybı:

Kilo kaybı aşağıdaki birkaç faktörden kaynaklanabilir:

  • Mide-karın bölgesinde bulunan tümörler nedeniyle olan baskı,
  • Özellikle baş boyun kanserlerine yönelik uygulanan tedavi,
  • Depresyon gibi psikolojik nedenlere bağlı gelişen iştahsızlık,
  • Kansere yönelik uygulanan tedaviler. Örnek olarak ameliyat birkaç hafta süren kilo kaybına neden olabildiği gibi, immünoterapi ağır kilo kayıplarına yol açabilir.
  • Tedavilere bağlı gelişen bulantı, kusma gibi yan etkiler.

Kilo kaybı, halsizlik ve güçsüzlüğe neden olduğu gibi , bağışıklık sisteminin zayıflamasına da neden olmaktadır. Bağışıklık sistemi zayıfladığı takdirde kişi infeksiyonlara daha açık hale gelmektedir.

Kilo Kaybıyla Başa Çıkma

Kilo kaybı iştahsızlığınıza bağlı yetersiz besin tüketiminden kaynaklanır. Tedavi sırasında kilo kaybı yaşanırsa , küçük parçalar halinde bir-iki saatte bir azar azar beslenmeye özen gösterilmelidir. Mide bulantısına neden olmamak için kuru ve kokusuz gıdalar tercih edilmelidir.

Mide hacmini hemen doldurmayan, enerjisi yüksek küçük porsiyonlardaki besinler tüketilmelidir. Sağlıklı tohumlar (ceviz,badem), antioksidan içeriği ve protein kalitesi yüksek super food lar (Chia,maca, hemp) bu durumda tüketilebilecek sağlıklı alternatiflerdendir.

İştahsızlığı gidermek için birkaç pratik öneri:

  • Yemek sırasında, şişkinliğe neden olabileceği için sıvı almayın.
  • Yemek pişerken mutfağa girmeyin, yemek kokusu iştahınızı baskılayabilir.
  • Tedaviden hemen sonra yemek yemeyin.
  • Çok çiğneyerek yutulan yiyecekler, tokluk hissini tetikleyeceği için bu tür yiyecekleri mümkün olduğunca tüketmeyin.

Mide bulantısı ve kokulara duyarlılığın artması da iştahın azalmasında ve kişinin yeteri kadar beslenememesine sebep olmaktadır.

Bulantı sorunlarıyla başa çıkmak için birkaç öneri:

  • Mideniz için kokusu az olan tost, kraker gibi kuru gıdalar,
  • Kuru meyveler , taze meyveler
  • Yoğurt,
  • Haşlanmış patates, pirinç,
  • Yoğun kıvamlı çorbalar, gibi besinleri tercih edin.

 

Kaçının:

  • Yağlı ve kızarmış yemeklerden,
  • Şeker, pasta, kurabiye gibi çok tatlı besinlerden,
  • Sıcak veya baharatlı yemeklerden,
  • Sert kokulu besinlerden
  • Yediğiniz yiyeceklerin soğuk veya oda ısısında olmasına özen gösterin. Böylece kokusunu ve tadını azaltmış olursunuz.
  • Çeşitli araştırmalar zencefilin bulantı ve kusmaya olumlu etkisi olduğunu göstermiştir. Bu nedenle günlük beslenmenize zencefil ekleyebilirsiniz.

Kilo Kazanımı

Özellikle meme kanseri olan hastalar, tedavi sırasında ve sonrasında kilo alırlar. Kilo kazanımı genellikle tedavinin yarattığı iştah artmasına bağlı olarak gelişen fazla yeme ve vücutta sıvı tutulumundan kaynaklanır. Bunun yanında tedavinin kendisi (kemoterapi, kortikosteroid, tamoksifen), yetersiz aktivite, stres nedeniyle aşırı yeme, tedavinin yarattığı menopoz gibi faktörler de kilo alınmasına neden olur.

 

Kilo Artışıyla Başa Çıkma

Obezite, meme ve kolorektal gibi diğer birçok kanser türü için risk faktörü oluşturmaktadır. Yapılan birçok çalışma kanser tanısı alan birçok hastanın kilolu olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bunun yanında meme kanseri olan şişman kadınlarda tekrar görülme oranı ideal kilodaki kadınlara göre %25 daha yüksek bulunmuştur. Bu nedenle kilo kazanımı kanser hastaları dahil bütün kişilerde kaçınılması gereken bir durumdur.

Kilo problemi olan kanserli bireylerde zayıflatmaktansa birincil amaç, kalori ve besin öğesi gereksinimlerinin karşılanarak, kişinin vücut direncinin korunmasını sağlamaktır. Bu sebeple kanserli kişilerin beslenme planı kilo kaybetmek amaçlı düzenlenmemektedir.  Kişinin kanser çeşidine, tedavi şekline, beden kütle indeksine göre günlük alması gereken protein, karbonhidrat ve yağ miktarları hesaplandıktan sonra bireyin sağlıklı beslenme programı uygulanır. Fakat bu süreç mutlaka doktor ve diyetisyen gözetiminde yapılmalıdır.

Kilo kontrolü için pratik öneriler:

  • Öğün atlamayın, günde üç ana üç ara olmak üzere altı öğün beslenin.
  • Şeker ve tatlı tüketimini azaltın. Basit şeker içerikli besinleri tüketmeyin.
  • Posa alımını artırın (aksi belirtilmedikçe).
  • Sebze ve meyve tüketimini artırın.
  • Düşük yağlı besinler tüketin.
  • Sıvı tüketimini artırın.
  • Etli sebze yemeklerinin içerisine ayrıca yağ eklemekten kaçının.
  • Yağda kızartma yerine, buharda, fırında haşlama ve ızgara yöntemlerini tercih edin.
  • Kabuklu meyveler dezenfekte edildikten sonra bekletilmeden tüketilmelidir.
  • Yemekler kapalı kaplarda, hava ile teması engellenerek hastaya sunulmalıdır.

Kanserde Besin Takviyesi Desteği

Shark Liver Oil:

1950 yıllarında insanlar derin sularda yaşayan köpek balıklarının ciğerinden elde edilen yağı soğuk algınlığı ve yaraların iyileşmesinde kullanmıştır. Yapısında doğal olarak bağışıklık sistemini güçlendiren Alkylglycerols bileşiklerini yüksek seviyede bulundurmaktadır. Avrupa’da yapılan çalışmalara göre bu bileşikler kanser hücreleri ile savaşarak kanserin  yayılmasını ve büyümesini engellemektedir. Ayrıca hem sağlıklı hücreleri hem de  kemoterapi ve radyoterapi sırasında zarara uğrayan hücreleri onararak canlanmasına yardımcı olmaktadır.

Akciğer,beyin, deri kanserlerinde , kanserli hücre ile savaşan squalamine (steroid bileşik) maddesini yapısında bulundurmaktadır.

Shark liver oil kapsülleri squalamine maddesinin dışında omega-3, vitamin A, antioksidan içermektedir.

Bir çok faydasının yanında yine de günlük doz alımını aşmamakta fayda vardır. Genel olarak Alkylglycerol dışında Vitamin A içerdiğinden doz aşımları toksik etkiye sebebiyet verebilir.

Kanser tedavisi sırasında : 1 veya 2 kapsül günde üç kez alımı uygundur (100 mg alkylglycerol )

Enfeksiyonla savaş sırasında: 1 veya 2 kapsül günde 7 kez alımı uygundur.

Fibromyalgia ve kronik rahatsızlıklar sırasında: 1 kapsül günde iki kez öğün ile beraber alımı uygundur.

Shark Liver Oil Tüketimi İçin Öneriler

Daha iyi emilim sağlamak adına öğün ile beraber tüketilmesi uygundur.

Her türlü gıda takviyesi alımında olduğu gibi hamilelerin mutlaka kullanmadan önce doktora başvurması gerekmektedir.

Shark Liver Oil in herhangi ilaç etkileşimi yoktur.

 

Shark Cartilage

Başta kanser ve HIV hastalığı olan kişilerde daha çok görülen Kaposi’s Sarcoma kanseri gibi bir çok kanser çeşidinde kullanılmaktadır. Bağışıklık sistemini güçlendirir, tümör büyümesini , enfeksiyon oluşumunu engellemede yardımcıdır. Shark cartilage aynı zamanda artirit, sedef hastalığı tedavisinde , diyabet sebebiyle retinada oluşan hasarları onarmada kullanılmaktadır.

Cats Claw

Sindirim problemleri, artirit, yaraların iyileşmesi, mide rahatsızlıkları ve kanser gibi bir çok hastalıkta kullanılan bitkisel yardımcıdır.

Özellikle kabuğunda ve kök kısımlarında bulunan oxindole alkaloidleri bağışıklık sisteminin güçlü kalmasında rol almaktadır.  Yapısındaki 7 çeşit alkaloid ten  en bilindik olanı Isopteropodin (Isomer A) dir . Isomer A bağışıklık güçlendirme dışında yüksek antioksidan özelliği göstererek vücuttaki serbest radikalleri uzaklaştırmada görev almaktadır.

Cats Claw yapısındaki bileşikler aynı zamanda bakteri,virüs ve mikroorganizmaları yok etmede yardımcıdır.

Cats Claw bitkisinin özütü göğüs kanseri hücrelerinin büyümesini engelleyici etkiye sahiptir.

Yapısında bulunan  proanthocyanidins and beta sitosterol alkaloidleri virüs ve enflamasyona karşı vücudun savunmasını ve bağışıklığını arttırmaktadır. Aynı zamanda bu alkaloidler hafızayı kuvvetlendirmede yardımcıdır.

Tumor Necrosis Factor (TNF-alpha production) ; iltihap hücreleri tarafından çok fazla miktarda üretilen ve hastalığın vücuda verdiği zararda kemik/eklemlerde hasar gelişmesinde çok önemli rol oynayan TNF adlı proteinin yok edilmesi aşamasıdır. Cats claw aynı zamanda bu döngünün gerçekleşmesini engellemektedir.

Cats Claw bağırsak yolunu temizleyerek bağırsak sistemini desteklemekte ; Kolit , Chron hastalığı , irritabl bağırsak sendromu gibi hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır.

Araştırmalara göre Cats Claw DNA da hasarlı hücreleri onarmaktadır.

Hafızayı güçlendirici etkisi sayesinde Alzheimer tedavisinde de kullanılabilmektedir.

 

Reishi Shiitake Maitake

REISHI                                 SHIITAKE                         MAITAKE

Yaklaşık 38 bin mantar türü protein, lif, vitamin B, vitamin C, kalsiyum ve mineral içermektedir. Fakat insan sağlığı üzerinde en kapsamlı faydaya sahip üç mantar cinsi ; Reishi, Shiitake, Maitake tir. Bu üç medikal mantar türü

Kalp sağlığını korumada,

Kanser riskini azaltmada,

Bağışıklık sistemini güçlendirmede,

Kanser ile savaşmada,

Bakteri,virüs kaynaklı inflamasyonların engellenmesinde rol almaktadır.

 

Allerji ile savaşmada, kan şekerini düzenlemede, vücut detoksifikasyonunu arttırmada yardımcıdırlar.

Özellikle Maitake bağırsak ve mide sağlığında, Shiitake besin eksikliği ve karaciğer sağlığını korumada, Reishi ise zihinsel dinginlik ve solunum yolları sağlığını korumada daha etkindir.

Shiitake mantarı hayvansal yapıda olmayan demir içeriği bakımından zengindir.

Shiitake mantarı ; pantothenic acid, B2, B6 , niacin gibi B grubu vitaminleri açısından iyi kaynaktır. Ayrıca selenyum, bakır, çinko ve manganez mineraller içeriği yüksektir.

72 Gram Shiitake mantarında %72 bakır, %52 panthotenic asid, %33 selenyum bulunmaktadır.

Maitake mantarı anti kanser ve anti stres özelliklerinden dolayı otoimmün hastalıklar, kanser ve alerjik hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır.

Reishi mantarı polisakkarid, triterpen ve mannitol yapıya sahip bir çok önemli bileşikler içermektedir. Kronik bronşit ve solunum yolları hastalıklarının tedavisinde , yüksek kan basıncını düşürmede, kolesterol ve trigliserid seviyesini kontrol altında tutmaya yardımcıdır.

 

GLUTAMİN

 

Glutamin (L-glutamin, glutamine) vücudumuzun bir başka amino asit olan “glutamik asidi” kullanarak ürettiği amino asitler (protein yapı taşı) arasında yer almaktadır. Glutamin üretimini etkileyecek bir faktör yoksa (çeşitli hastalıklar, aşırı fiziksel stres, kanser…) vücudumuz sistemin ihtiyaç duyduğu kadar glutamin üretme kapasitesine sahiptir. Bağışıklık sisteminin korunması, sindirim sisteminin düzgün çalışması, kas hücresi üretimi ve diğer vücut fonksiyonları için kullanılan glutamin amino asidini temel olarak kas kütlesinin artırılmasına yardımcı olmaktadır. Bu konuda yapılan araştırmalar glutamin takviyelerin az olmakla birlikte kas kütlesini artırmaya yardımcı olduğunu ancak esas olarak yoğun bir fiziksel aktivite sonrasında düşen glutamin seviyesini normal düzeylere çekmeye yardımcı olduğunu ortaya koymaktadır.

Glutamin esansiyel olmayan, yani vücut tarafından sentezlenebilen ve sistemin ihtiyaç duyduğu kadar üretilebilen aminoasitler arasında yer almaktadır. Ancak çeşitli hastalıklar ya da fiziksel ve ruhsal stres, ihtiyaç duyulan glutamin miktarının üretilenden fazla olmasına yol açmaktadır. Normalde kas dokusu ve akciğerlerde depolanan glutamin seviyesi düşerse ve bu durum bir süre devam ederse vücut, enfeksiyonlara karşı korumasız hale gelir. Buna ek olarak glutamin eksikliği sindirimi olumsuz yönde etkilediği ve vücudun ihtiyaç duyduğu enerjinin üretilememesinden dolayı halsizliğe yol açtığı bilinmektedir.

 

Kanser hastalarının büyük çoğunluğunda glutamin seviyesi düşüktür. Glutamini normal düzeye çekmek için bazı durumlarda doktor kontrolünde glutamin takviyesi kullanılmaktadır. Glutamin aynı zamanda kemoterapi nedeniyle ağız içinde çıkan yaraların azaltılmasına ve yine kemoterapiye bağlı olarak görülen ishalin giderilmesine yardımcıdır. Fakat glutamin takviyesinin kanser hastalarında yaratabileceği yan etkiler hakkında yapılan araştırma sayısı henüz yetersiz olduğu ve tüm kanser hastalarında aynı olumlu etkiyi yaratmadığı için her onkolog bu takviyeyi önermemektedir.

Kanser dışında Glutamin; bağırsakların iç çeperinin korunmasına yardımcı olur. Bu nedenle ülseratif kolit veya Crohn hastalığı gibi bağırsakları etkileyen iltihaplı hastalıkların tedavisine yardımcı olan besin takviyeleri arasında gösterilmektedir.

Ayrıca Glutamin takviyesi ; HIV’e bağlı olarak görülen ishalin hafifletilmesine ve HIV hastalarında sindirim sistemi sorunları nedeniyle görülen kilo kaybının tersine döndürülmesine yardımcı olmaktadır. Yapılan araştırmalara göre düzenli olarak glutamin takviyesi kullanan HIV hastalarında kilo kaybı durmakta ve hastaların kilo alma evresi hızlanmaktadır.

 

ÇİM SUYU

Buğday çiminden elde edilen çim suyunun içerdiği klorofilin yapısı hemoglobinin yapısı ile neredeyse aynıdır. Yapısındaki klorofil hemoglobin üretimini arttırmakta yardımcıdır. Bu sebeple artmış hemoglobine bağlı olarak vücutta oksijen daha fazla taşınmaktadır. Kanser hücreleri oksijenin az veya yetersiz olduğu ortamda üremektedir. Çim suyu bu özelliği sayesinde kanser hücrelerine uygun ortam sağlamaya engel olmaktadır.

Çim suyu   B compleks vitaminleri, C vitamini , Selenyum başta olmak üzere fosfor, magnezyum, potasyum mineralleri bakımından oldukça zengindir.

20 çeşit amino asit,Leatrile ( amygladin veya B17 vitamini),  antioksidan özellikte olan Superoksit Dismutaz enzimini (SOD) ve sitokrom oksidaz enzimlerini içermektedir.

SOD , enzimi vücutta kanserojen etki yapan serbest radikalleri ; ekstra oksijene sahip olan ve bu sayede anti kanser özellik gösteren hidrojen peroksit ve oksijen molekülüne ayırmaktadır.Vücuttaki toksin maddelerin atımında yardımcıdır.

Sitokrom oksidaz enzimi ise hücre solunumunda görev alan bir enzimdir. Hücre solunumu sağlandığı sürece hücre oksijeni kullanabilmektedir. Fakat bu enzimin tahribatı veya sentezlenememesi kanser hücresinin yaşaması için uygun ortam koşulu sağlamaktadır.

Leatrile vitamini alternatif kanser tedavisinde kullanılmaktadır. Çim suyunda oldukça zengin olan Leatrile ; kanser hücrelerini yok etmek ve bağışıklık sistemini güçlendirmede yardımcıdır.

Ayrıca çim suyunun içerdiği klorofil ; Vitamin E, vitamin A ve Beta karoten  ile kıyaslandığında kanser hücreleriyle savaşmada daha etkin özellik göstermektedir.

Çim suyunun besin kalitesi yüksektir ve besleyici özelliği sayesinde metabolizmayı canlı tutmada, enerji sağlamada yardımcıdır. 1 porsiyon çimsuyu (200 ml) yaklaşık 1 kg taze sebze ile eşdeğer besin ve lif içeriğine sahiptir.

Yapısındaki enzimlerden proteaz enzimi besinlerin sindiriminde görev almaktadır. Bu sebeple kişide sindirim problemine,şişkinlik, gaz gibi şikayetlere yol açmaz.

 

Kısacası , genel olarak bakacak olursak çağımızın hastalığı olan kanser ; genetik yatkınlık, cinsiyet, hastalık geçmişi, obezite, yaş gibi bir çok etkenlere bağlıdır. Sağlıklı beslenme bu durumun erken görülme ve yakalanma riskini azaltmada önemli faktördür. Kanser evresinde de beslenmenin ve takviye gıdaların alımı  bağışıklığı, vücut direncini arttırmaktadır. Fakat kanserin çeşidine göre beslenme planı ve besin takviyesi yardımı da değişmektedir. Kulaktan dolma bilgilere göre kullanılan besin takviyeleri, doz aşımları toksik etkilere ve yanlış tedaviye sebebiyet verebilir. Bu nedenle kişi mutlaka bir uzman doktor ve diyetisyen gözetiminde beslenmesini ve besin takviyesi desteğini almalıdır.

                                                                                                                                                                                   

REFERENCES

http://www.mayoclinic.org/diseases-conditions/cancer/in-depth/cancer-causes/art-20044714?pg=2

http://www.mdanderson.org/patient-and-cancer-information/cancer-information/cancer-topics/prevention-and-screening/food/cancersugar.html

https://www.oncologynutrition.org/erfc/healthy-nutrition-now/sugar-and-cancer/

http://www.kanserveyasam.org/kanser-ve-yasam/kanser-ve-beslenme/

http://wholehealthchicago.com/2009/05/19/shark-liver-oil/

http://www.webmd.com/vitamins-supplements/ingredientmono-909-shark%20cartilage.aspx?activeingredientid=909&activeingredientname=shark%20cartilage

http://www.cancerresearchuk.org/about-cancer/cancers-in-general/treatment/complementary-alternative/therapies/shark-cartilage

http://www.herbwisdom.com/herb-cats-claw.html

http://www.healthcastle.com/herb_mushroom.shtml

http://www.whfoods.com/genpage.php?dbid=122&tname=foodspice

http://www.naturalnews.com/021498_reishi_mushrooms.html

http://iyigelenyiyecekler.com/glutamin-nedir-l-glutamin-takviyesi-hangi-durumlarda-kullanilir/

http://www.cancertutor.com/wheatgrass/

http://www.mamashealth.com/healingfoods/wheatg.asp

 

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
NUMARANIZI BIRAKIN, SİZİ ARAYALIM!