Nasıl İletişime Geçmek İstersiniz?

Kahvenin Hastalıklara Etkisi Nedir? Kafein ve Kahve’nin Olumlu-Olumsuz Yönleri

Kahveyi sabahları uyku mahmurluğundan kurtulmak ya da gün içinde enerji verici bir alışkanlık olarak kullanmaktayız. Kahve tüketenler, kahvenin gün içinde enerji verdiği, aynı zamanda gün ortasında anlık gelen enerji kaybımızı azalttığını söylemektedirler. Kahvenin sağlık üzerine olumlu yönde etkileri olsa da olumsuz yönde etkileri olduğu bilinmektedir.

 

Kafein ve Kahve Etkileşimi

Kahve çekirdekleri içerisinde doğal olarak bulunan bir alkaloid olan kafein (1, 3, 7-trimetilksantin), kahve bileşikleri içerisinde en çok araştırılan maddedir. Vücudumuza aldığımız kafein neredeyse tamamı hızlı bir şekilde mide ve ince bağırsaktan emilerek beyin de dâhil olmak üzere vücuttaki tüm dokulara dağıtılıp, ilk olarak karaciğerde metabolize olmaktadır. Kahvede bulunan kafein miktarı; kahvenin türüne, kavrulma derecesine, pişirme yöntemine göre farklılık gösterebilmektedir. Standart bir fincan kahvenin 100 mg kafein sağladığı düşünülmektedir.

Kahvenin Bileşenleri ve Olası Sağlık Etkileri kafeinin ( güçlü bir merkezi sinir sistemi uyarıcısı ve bronkodilatatör ), diterpen alkoller (serum kolesterol uyarıcısı) ve klorojenik asidin de içinde bulunduğu binden fazla biyolojik olarak aktif bileşiği içeren kompleks bir içecektir.

 

Olumlu Yönde Etkileri

Yapılan çalışmalarda, kahvenin kakao ve yeşil çaydan daha çok antioksidan içerikli olduğunu söylemişlerdir. Kahve içerisinden bulunan bu antioksidanlar, inflamasyonla savaşır, kalp sağlığını destekler, parkinson hastalığı, tip 2 diyabet, kolon ve diğer kanser türleri için hastalık riski azaltıcı bir yapıdadır. Yapılan çalışmalar sonucunda kahvenin beyin fonksiyonları üzerinde de olumlu yönde etkileri görülmüştür.

Geçmişte yapılan epidemiyolojik çalışmalarda kahve ve kafein tüketiminin potansiyel olarak sağlığı olumsuz yönde etkilediği düşünülse de, son zamanlarda yapılan araştırma sonuçlarında kahve tüketiminin bazı kronik hastalıkların riskini azaltmada etkin olabileceği görüşü bulunmaktadır. Başlıca etki gösterdiği hastalıklar arasında kardiyovasküler hastalıklar, hipertansiyon ve aritmi, kanser, osteoporoz ve diyabet bulunmaktadır. Miami ve güney Florida üniversitesi araştırmacıları, 65 yaş üzeri yüksek kan kafein düzeylerine sahip kişilerin 2-4 yıl daha sonra alzheimer riski gelişebileceği öne sürülmüştür. Bu çalışmada asla alzheimer olmazsınız denemez, fakat hastalıklara karşı sizi koruyabileceği ifade edilmiştir. Aynı zamanda kahvenin, hafızayı güçlendirme üzerine güçlü bir yeteneği vardır. Beyin konsantrasyonuna ve hafızadan sorumlu bölgelerine güçlü etki eder. Yine de kahve ve kafein üzerine çeşitli çalışmalar yapılıyor olsa da tam olarak etkisi için yeterli bir çalışma yoktur.

 

Olumsuz Yönde Etkileri

Kahvenin olumlu yönde etkileri olduğu gibi, kişiler üzerinde dezavantajları da olabilir. Bu etkilerini inceleyecek olursak; 

  • Reflüye sebep olabilir.
  • Diüritik etki yaratabilir.
  • Sindirim üzerinde kasların gevşemesine hatta ishale sebep olabilir.
  • Kafein çok fazla enerji verdiği ve stres yarattığı için kalp ritmini etkileyebilir.
  • Filtre kahve içerisinde bulunan kahveol ve kafesol maddeleri sebebiyle, vücutta LDL kolestrol seviyesinin yükselmesine sebep olabilir.
  • Kahve tüketimi, dişlerde lekelere sebep olabilir. Tüketimin ardından diş temizliği yapılırsa, lekelenme riski azaltılabilir.

 

Kahvenin Hastalıklara Etkisi

Geçmişte yapılan epidemiyolojik çalışmalarda kahve ve kafein tüketiminin potansiyel olarak sağlığı olumsuz yönde etkilediği düşünülse de, son zamanlarda yapılan araştırma sonuçlarında kahve tüketiminin bazı kronik hastalıkların riskini azaltmada etkin olabileceği görüşü bulunmaktadır. Başlıca etki gösterdiği hastalıklar arasında kardiyovasküler hastalıklar, hipertansiyon ve aritmi, kanser, osteoporoz ve diyabet bulunmaktadır.

 

Kardiyovasküler Hastalıklar

Kahve tüketimi ile kardiyovasküler hastalıklar arasındaki ilişki tam olarak aydınlatılamamış olsa da, kahvede bulunan bileşiklerin kalp hastalıkları gelişim riski üzerine olumlu veya olumsuz etkisi olacak mekanizmalara sahip olduğu düşünülmektedir. Kalp hastalıkları gelişim riski üzerinde kahvenin olumsuz etkisini kahvede bulanan bazı bileşiklerin (diterpenler) serum LDL ve toplam kolesterol düzeyine, toplam plazma homosistein seviyesine ve hipertansiyona etki ederek üç mekanizma aracılığı ile etki edebileceği düşünülmektedir.

Yapılan meta analiz çalışmaların sonuçlarında, günlük 5 fincan veya daha fazla kahve tüketenlerin koroner kalp hastalıkları riskinde artış olabileceği ön görülmektedir. Belirtilenlerin aksine, prospektif kohort tipi çalışmaların sonuçlarında günlük kahve tüketimi yeterli düzeyde (2-3 fincan) tutulduğunda koroner kalp hastalıkları riski oluşturmadığı söylenebilir.

 

Hipertansiyon ve Aritmi

Hipertansiyon (HT), inme ve koroner kalp hastalıkları için güçlü bir risk faktörüdür. Kahve tüketiminin, kan basıncı üzerine etkisi ise hala tartışılmaktadır. Kahve tüketiminin farklı gruplarda kan basıncına etkisinin değerlendirildiği çalışmalarda, kan basıncına olumlu veya olumsuz yönde etkisinin olmadığına dair sonuçlara varılmıştır. Kahve tüketiminin, kafein almayan bireylerde akut kan basıncı artışıyla ilişkili olduğu, fakat kahve içme alışkanlığı olan bireylerde uzun dönem kan basıncına etkisinin ihmal edilebilir düzeyde olduğu belirtilmektedir. 

Kahve tüketiminin aritmi riskini arttırdığına dair veriler çelişkilidir. Özellikle kafein almayan bireylerde yüksek miktarlarda kahve tüketimi sempatik sinir sistemini uyarabilir. Hızlı bir şekilde epinefrin seviyelerini yükseltebilir. Ancak son zamanlarda yapılan çalışmalar kahve tüketiminin aslında kardiyak aritmi riskini azaltabileceğini desteklemektedir. Klinik bir veri olmadığını belirterek, orta düzeyde kahve tüketiminin (günlük 3-4 fincan) kardiyak aritmi riskini arttırmayacağı söylenebilir.

 

Kanser

Kanser, çevresel faktörlerle birlikte kalıtımsal ya da kişiye özgü etmenlerin etkileşimi sonucunda gelişmekte ve yaşla birlikte kanserin önemli ölçüde arttığı görülmektedir. Kahvenin kanserde koruyucu etkisi antioksidan özellikleri başta olmak üzere, DNA hasarı onarımında rol alması, immün süreci göstermesi ve inflamasyonu azaltması gibi mekanizmalar ile ifade edilmektedir. Ayrıca kahvenin kansere karşı koruyucu olduğunu öne süren çalışmalar olsa da kanser ile ilişkili herhangi bir etkisinin olmadığını savunan çalışmalarda mevuttur.

Kolorektal kanser riski ve kahve tüketimi arasındaki ilişkinin değerlendirildiği çalışmalarında günlük 4 fincandan daha fazla kahve tüketenlerde ve kohort tipi çalışmalarda ise günlük 5 fincan kahve tüketenlerde kolorektal kanser riskinin azalmasına ilişkin lineer bir ilişki bulunmamıştır. Hatta kahve ve kanser arasındaki ilişki ile ilgili en çok tartışılan tiplerinden birisi de pankreas kanseri ile olan ilişkisidir. 2016 yılında yapılan bir çalışmada, yüksek kahve tüketiminin pankreas kanseri riskini azalttığı gösterilmiştir. Başka bir çalışmada da hiçbir etkisinin olmadığını ve bu sebeple yine net bir bilginin oluşmamasına sebep olmuştur.

 

Osteoporoz

Kahve tüketimiyle kemik metabolizması, kemik yoğunluğu ve kemik kırıkları arasındaki ilişki uzun süredir tartışma konusudur. Bu fikri destekleyen ilk bulgu kahve tüketimiyle birlikte asidik yük oluşması sonucu üriner kalsiyum atımının artmasıdır. Vücut tamponlama mekanizmasında rol alan kemik kalsiyum tuzları, asidoza karşı fizyolojik denge sunmaktadır.

Son dönemlerde yapılan bazı çalışmalar yüksek oranlarda kafein tüketiminin (>300 mg/d kafein) riskli bireylerde kemik kaybına, düşük kemik yoğunluğuna veya kırıklara neden olabileceğini göstermiştir. Postmenopozal kadınlar üzerinde yapılan bir çalışmada ise kahve tüketimi ile osteoporoz arasında negatif bir etki bulunmuştur. Ancak, yapılan bir çalışmanın analizi sonucunda günlük 120 ml kahve veya çay tüketenlerin hiç tüketmeyenlere göre, kemik mineral yoğunluğunun olumlu yönde etkilendiği belirtilmektedir.

 

Diyabet

Metabolik sendrom ve kahve tüketimi arasında ters bir ilişki olduğu yapılan çalışmalarla gösterilmiştir. Bu ilişkinin, kahvenin trigliserid seviyesini düşürücü etkisinden kaynaklanıyor olabileceği düşünülmektedir. Ayrıca, klorojenik asit gibi kahvenin içerisindeki antioksidanların, glukoz metabolizmasını ve insülin duyarlılığını geliştirebileceği kabul edilmektedir.

Yapılan çalışmalarda, yüksek miktarda kahve tüketenlerin (≥6 fincan/gün) ve günlük 4-6 fincan kahve tüketenlerin incelendiği çalışmada, en düşük tip 2 diyabet gelişim riski ( ≥6 fincan / gün) kahve tüketenlerde bulunmuştur. Yapılan çalışmalar sonucunda kahve tüketimi ile diyabet gelişim riski arasında ters bir ilişki olduğu ve bu konu ile ilgili önerilerde bulunmak için daha fazla çalışma yapılması gerektiği söylenebilir.

Günlük olarak bazılarımız için vazgeçilmez olan kahvenin, avantaj ve dezavantajı olduğunu çalışmalarla gösterilmiştir. Hastalıklar üzerinde de çeşitli etkisi olduğu bilinse de, hala net bir çalışma yoktur. Kahve ve kafein tüketiminde günlük olarak tüketilen miktara dikkat edilmesinde fayda vardır. Çünkü her tüketilen gıdanın fazlasının zararlı olduğunu unutmamalı ve vücudumuza iyi bir şey yapalım derken, kötü bir hale getirmeyelim.

Bir yorum yazın..